
Başlıktaki üç unsur bir araya gelirse ne kadar güzel olurdu değil mi? Siyaset, ahlak ve vicdan...
Siyaset, kelime kökeni itibarıyla "Devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatı" anlamına gelirken; günümüzde ne yazık ki güç gösterisi, rant kovalamak ve koltuğu koruma mücadelesine dönüşmüş durumda. Siyaset, ahlaktan koptuğu an sadece güçlü olanın zayıfı ezdiği, halkın geri plana atıldığı, yandaşların gücüne güç kattığı bir sahne oyununa dönüşür. Oysa yönetme iddiasında olanların durması gereken yer, halkın ihtiyaçlarını gidermek, adaleti tesis etmek, huzur ve refah içerisinde bir yaşam için gerekli kararları halk adına almaktır. Siyasetin ve devlet yönetiminin en önemli unsuru her şeyden önce ahlak ve maneviyattır. Çünkü bilinmelidir ki, ahlakın olmadığı yerde adalet, adaletin olmadığı yerde toplumsal huzur ve bereket olmaz. Bugün halkın sesini dinlediğimizde, vatandaşın en büyük siteminin "adaletsizlik" ve "geçim sıkıntısı" olduğunu görüyoruz. Ancak bu sorunların temelinde de yine bir vicdan problemi yatıyor.
Siyasetçi; asgari ücretlinin, emeklinin, atanamayan gencin ya da borç batağındaki esnafın derdiyle dertlenmiyorsa, orada vicdan yok olmuş, makam hırsı kişiyi ele geçirmiş demektir.
Kaynakların belirli zümrelere, lobilere veya rantçılara aktarılması yerine, asıl sahibi olan halka aktarılması gerektiğini savunmak ekonomik bir tercih olmanın ötesinde, ahlaki ve vicdani bir zorunluluktur. Kul hakkını ve insan onurunu merkezine alan bir siyaset vizyonu, çürümüş bu zehirli sistemin panzehiridir.
Siyaset kurumunun bugün doğruya "doğru", yanlışa "yanlış" diyebilen; muhalefet ya da iktidar yaparken yıkıcı değil, yapıcı bir dil kullanan yeni bir anlayışa ihtiyacı vardır. Siyasetin en büyük eksikliklerinden bazıları da "nezaket" ve "zarafet"tir. Toplumun tamamı kutuplaştırılmış, aynı sokakta misket oynayan, aynı sahada top koşturan gençler siyasetin kirli oyunları nedeniyle birbirine düşman olmuş, farklı taraflar her türlü iftira, ahlaksızlık ve itibar suikastiyle birbirine saldırırken kaybolup giden bir nesil göz ardı edilmiş, ekonomi çökmüş, geleceğimiz ifsad projelerine teslim edilmiştir.
İşte tam da bu nedenle gençliğin ahlak, maneviyat ve sorumluluk bilinciyle yetişmesi büyük önem taşımaktadır. Ne güzel demiş Rahmetli Erbakan Hocamız: "Bir milletin asıl gücü topu, tüfeği yahut tankı değil; imanlı ve inançlı gençleridir."
Her yer makam dolu ancak koltuklarda halkı temsil eden yok.
Her yer adliye dolu ancak adalet yok.
Her yer ihtişamlı cami dolu ancak ihlas yok.
Her yer siyaset meydanı dolu ancak vicdan yok.
Sözün özü; siyaset, ahlak ve vicdan bir arada yoksa huzur da yoktur, bereket de yoktur, gelecek de yoktur.
EMİR İHSAN KAM
12.06.2026

