
Türk siyaseti, 22 yıllık bir ezberin ardından bugün artık hiç olmadığı kadar öngörülemez. Toplumsal ihtiyaçlara, halkın gerçek dertlerine yönelik çözümler üretmesi gereken siyaset kurumu; ne yazık ki yerini kişisel kavgalara, sataşmalara ve kapalı kapılar ardındaki çıkar hesaplarına bıraktı.
İktidar kanadı, bir yandan muhalefet üzerindeki yargı kıskacını ve baskısını her geçen gün tahkim ediyor. Muhalefet ise bu kuşatmayı yarmaya çalışırken ülkenin asıl gündemine bir türlü odaklanamıyor. Ancak iktidarın tek hamlesi bu değil; tabandaki seçmen baskısını ve erimeyi azaltmak adına namlunun ucunu kendi mahallesine de çevirmiş durumda.
"Biz herkese eşit mesafedeyiz" imajını yaratmak için, yıllardır bilinen, göz yumulan suçlar bir gecede "operasyon" gerekçesi yapılabiliyor.
Yıllardır hesaplarındaki hayatın olağan akışına aykırı para hareketleri bilinen gazeteciler, bankaların üst düzey yöneticileri peş peşe tutuklanıyor. Belli ki bu tasfiye sürecinin devamı da gelecek. Öte yandan, hakkında şaibe iddiaları ayyuka çıkan bazı belediye başkanları, çareyi ve dokunulmazlığı iktidar partisine transfer olmakta, yani "saf değiştirmekte" buluyor. İşin acı tarafı, bu çürüme tek taraflı da değil. Süreç içerisinde muhalefetin üst düzey yöneticilerinin de el altından maddi menfaat sağladığına dair ifşa olan konuşmalar ve mesajlar, siyasetin ahlaki zeminini iyice sarsıyor.
Her geçen gün "Bu kadarı da olmaz" dediğimiz, normal bir demokraside yer yerinden oynatacak skandallarla uyanıyoruz. Normal bir iklimde hem iktidarın hem de muhalefetin bu skandalların altında kalması, seçmenden büyük bir tokat yemesi gerekirken; sokağın tepkisi sağır edici bir sessizliğe bürünmüş durumda. Çünkü vatandaş, siyasetin bu kirli yaşantısını izleyecek lükse sahip değil; vatandaş kendi ekmeğinin, hayatta kalma mücadelesinin derdine düşmüş durumda.
Bir tarafta sözde "yeni çözüm süreci" tartışmaları, diğer tarafta yargı eliyle hizaya getirilmeye çalışılan siyasiler ve çarpık ilişkiler gündemi sarsarken, sandık çağrıları iyiden iyiye konuşulmaya başlandı.
Sandık, Korku ve Gerçekler
Netice itibarıyla Türk siyaseti bugün tam bir sıkışmışlık yaşıyor:
Halk geçim sıkıntısının pençesinde bir çıkış yolu, yani sandık istiyor.
Muhalefet, elindeki potansiyeli yönetmekten aciz, toplumun önüne çıkaracağı adayı ilan etmekten bile korkuyor.
İktidar, yargı sopasını bir dizayn aracı olarak kullanarak herkesi baskı altına almaya çalışıyor.
Bu çok bilinmeyenli denklemin, bu kavganın ortasında olan ise yine her zamanki gibi vatandaşa oluyor. Siyasetçiler kendi ikbalini kurtarma peşinde koşarken, toplumun geleceği bu öngörülemezlik girdabında savrulup gidiyor.
EMİR İHSAN KAM
20.05.2026

