BIST 100
11.151,03 -0,01%
DOLAR
49,8372 0,05%
EURO
55,4213 -0,15%
GRAM ALTIN
6.458,88 -0,64%
BITCOIN
80.807,00 0,16%
FAİZ
39,59 0,00%
GÜMÜŞ GRAM
86,40 -0,90%
GBP/TRY
66,2327 -0,23%
EUR/USD
1,1121 -0,04%
BRENT PETROL
111,18 1,29%
ÇEYREK ALTIN
10.560,26 -0,64%
Kocaeli Kapalı
Kocaeli hava durumu
14 °

Gelişen Dünyaya Karşı, Yerinde Sayan Türkiye

Siyasetin Son Kullanma Tarihi

Dünya değişiyor, iktidarlar değişiyor; peki Türkiye neden aynı sorunları konuşmaya devam ediyor?

Türkiye, artık yalnızca ekonomik sıkıntılarla değil, aynı zamanda yönetim anlayışının, siyasi önceliklerin ve toplumsal beklentilerin yarattığı derin bir çıkmazla karşı karşıya. Vatandaşın gündemi geçim derdi, mutfak masrafı, kira, eğitim, işsizlik ve gelecek kaygısıyken ülkenin gündemi çoğu zaman bu gerçeklerden uzak tartışmalarla meşgul ediliyor.

Bir tarafta geçim mücadelesi veren milyonlar, diğer tarafta siyasi tartışmaların gölgesinde kalan çözüm bekleyen sorunlar... Bir tarafta dünya yapay zekâ, teknoloji, üretim, savunma sanayisi ve ekonomik rekabet alanlarında yeni bir çağın kapısını aralarken diğer tarafta Türkiye'nin enerjisini hâlâ günübirlik siyasi polemiklere harcaması düşündürücüdür.

Elbette Türkiye'nin önemli kazanımları, üretim gücü ve potansiyeli vardır. Ancak mesele sahip olduğumuz potansiyeli anlatmak değil, bu potansiyeli neden yeterince güçlü bir refaha dönüştüremediğimizi sorgulamaktır.

Rakamlar başka, vatandaşın hayatı başka!

Türkiye İstatistik Kurumu'nun Eylül 2026 verilerine göre yıllık tüketici enflasyonu yüzde 29,73 seviyesindedir. Aylık enflasyon yüzde 1,84 olarak açıklanmıştır. Enflasyonun gerilemesi elbette olumlu bir gelişmedir. Ancak fiyatların artış hızının düşmesi, geçmişte yükselen fiyatların eski seviyesine dönmesi anlamına gelmiyor. Vatandaşın asıl beklentisi, istatistiklerdeki iyileşmenin mutfağına, cebine ve yaşam standartlarına yansımasıdır.

Ağustos 2026'da sanayi üretiminin yıllık yüzde 1,9 azalması da üretim ekonomisi açısından üzerinde durulması gereken bir göstergedir.

İşsizlik oranının yüzde 7,8 olarak açıklanması tek başına iş gücü piyasasının bütün sorunlarını anlatmaya yetmez. Kadınlarda işsizlik oranının yüzde 10,1 olması, istihdama katılımın önündeki yapısal engellerin de hâlâ önemini koruduğunu göstermektedir.

Bütün bu göstergeler bize şunu söylüyor: Türkiye'nin ihtiyacı, yalnızca ekonomik büyüme rakamları açıklamak değil, büyümenin kazancını toplumun bütün kesimlerine adil biçimde ulaştırmaktır.

Dünya geleceği inşa ederken biz neden suni gündem oluşturuyoruz?

Dünyanın gelişmiş ülkeleri eğitimden teknolojiye, bilimden üretime kadar gelecek yirmi yılın rekabet koşullarını belirlemeye çalışıyor. Yapay zekâ yatırımları, dijital dönüşüm, yüksek teknoloji üretimi ve nitelikli insan kaynağı ülkelerin kalkınma stratejilerinin merkezinde yer alıyor.

OECD'nin Türkiye Ekonomik İncelemesi de ülkemizde verimlilik, nitelikli iş gücü, kadınların istihdama katılımı ve yüksek katma değerli üretim alanlarında önemli yapısal eksiklikler bulunduğuna dikkat çekiyor.

Dünyayla rekabet etmek istiyorsak önce kendi eksiklerimizle yüzleşmeliyiz. Gençlerimize gelecek sunamayan, yetişmiş insan kaynağını ülkede tutmakta zorlanan, üretimde teknoloji ve verimlilik sorunlarını aşamayan bir anlayışın yalnızca siyasi başarı hikâyeleri anlatması yeterli değildir.

Üstelik toplumun gerçek gündemi ortadayken her gün yeni bir tartışmanın, yeni bir polemiğin ve yeni bir siyasi gerilimin gündemin merkezine taşınması da kabul edilebilir değildir.

Siyaset, sorunları konuşmaktan kaçmak için gündem üretme sanatı değildir. Siyaset, toplumun sorunlarını çözme sorumluluğudur.

Fon krizi: Güven kaybının bedelini yine vatandaş ödüyor!

Son dönemde Türkiye'nin gündemine oturan fon krizi ise ekonomik sistemdeki denetim, şeffaflık ve hesap verebilirlik meselelerini yeniden tartışmaya açmıştır.

Sermaye piyasalarında yaşanan gelişmeler sonucunda 131 fonun tasfiye sürecine alınması ve yaklaşık 455 bin yatırımcının bu süreçten etkilenmesi, meselenin boyutunu açıkça ortaya koymaktadır.

Üstelik böylesine büyük bir ekonomik meselenin tüm yönleriyle aydınlatılması, kamuoyunun bilgilendirilmesi ve sorumluluğu bulunan herkesin hukuk önünde hesap vermesi gerekir. İddialar ile kesinleşmiş yargı kararlarını birbirinden ayırmak kaydıyla, hiç kimseye siyasi konumu nedeniyle ayrıcalık tanınmamalıdır.

Yatırımcının güvenini kaybeden bir piyasanın yeniden güven kazanması kolay değildir. Ekonomide güven, açıklamalarla değil; şeffaflıkla, denetimle ve hesap verebilirlikle inşa edilir.

Dünya değişimin mümkün olduğunu gösteriyor!

Bugün dünyada yaşanan siyasi gelişmelere baktığımızda çok önemli bir gerçeği görüyoruz: Hiçbir iktidar sonsuza kadar sürmüyor.

Macaristan'da Viktor Orbán'ın 16 yıllık iktidarı, 2026 Nisan ayında yapılan seçimle sona erdi. İsveç'te 13 Eylül 2026 seçimlerinde iktidar bloğu parlamentoda çoğunluğu kaybetti. Sırbistan'da ise uzun süreli siyasi hâkimiyete karşı yükselen toplumsal itirazlar seçim sonuçlarına yansıdı.

Bu ülkelerin siyasi şartları elbette birbirinden farklıdır. Ancak ortaya koydukları ortak gerçek çok açıktır: Seçmen değişim isteyebilir, toplum yeni bir yönetim anlayışı talep edebilir ve yıllardır güçlü görünen siyasi yapılar sandıkta yerlerini başka kadrolara bırakabilir.

Demokrasi tam da bunun için vardır.

Bir zamanlar ülkesine önemli hizmetler sunmuş bir yönetim, zaman içerisinde değişen dünyanın ve toplumun beklentilerinin gerisinde kalabilir.

İşte siyaset ahlakı tam da burada başlar. Makamı korumayı değil, millete hizmet etmeyi esas alan bir anlayış, ihtiyaç duyulduğunda değişimin önünü açabilmelidir.

Her siyasi yapının bir ömrü, her yönetim anlayışının bir sınırı vardır.

Bir iktidarın başarısı yalnızca kaç yıl görevde kaldığıyla ölçülemez. Asıl ölçü, o yıllarda ülkeye ne kazandırdığı, vatandaşın hayatını ne kadar iyileştirdiği ve gelecek nesillere nasıl bir ülke bıraktığıdır.

Siyasette kalıcılık iddiası değil, hizmetin kalitesi önemlidir. Bir siyasi hareketin geçmişte yaptığı hizmetler, gelecekteki bütün hatalarına karşı dokunulmazlık sağlamaz. Dün doğru işler yapmış olmak, bugün yanlışları görmezden gelmeyi gerektirmez.

Bir yönetim, toplumun ihtiyaçlarına cevap veremediği, sorunlara çözüm üretemediği, gençlerin umutlarını güçlendiremediği ve ülkenin potansiyelini harekete geçiremediği noktada kendisini sorgulamalıdır.

Çünkü iktidarlar değişebilir ama ülke kalır. Siyasi kadrolar gider ama millet kalır. Makamlar el değiştirir ama devletin ve toplumun geleceğine ilişkin sorumluluk devam eder.

Türkiye'nin bugün ihtiyacı olan şey yeni bir suni gündem, yeni bir siyasi polemik veya yeni bir başarı söylemi değildir. İhtiyacımız; üretim, adalet, liyakat, eğitim, ekonomik refah, güçlü kurumlar ve güven veren bir yönetim anlayışıdır.

Vatandaş artık kendisine kimin ne söylediğinden çok, hayatında neyin değiştiğine bakmaktadır.

Artık vatandaş hiçbir gündeme bakmadan yalnızca karnını doyurmanın hesabını yapıyor.

Ve belki de bugün siyasetin bütün aktörlerinin kendisine sorması gereken en önemli soru şudur:

Bir ülkeyi yönetmek bir ayrıcalık değil, millete karşı taşınan bir emanetse; bu emaneti hakkıyla taşıyamayanların zamanı geldiğinde görevi bırakması neden bir erdem olmasın?

Unutulmamalıdır ki hiçbir iktidar milletin üzerinde değildir. Hiçbir siyasi yapı vazgeçilmez değildir. Hiçbir makam sonsuz değildir.

Çünkü siyasetin de bir ömrü vardır. Ve bazen bir ülkeye yapılabilecek en büyük hizmet, değişimin önünü açmaktır.

 

Emir İhsan Kam

27.10.2026

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?