
![]()
TÜİK, eylül ayı enflasyon oranlarını açıkladı ve eylülde enflasyonun aylık bazda yüzde 1,84, yıllık ise yüzde 29,73 olarak gerçekleştiğini duyurdu. Ancak hepimiz biliyoruz ki, açıklanan bu resmi rakamlar ile sokağın, pazarın ve mutfağın enflasyonu arasında dağlar kadar fark var. Çarşıda pazarda yüzümüze çarpan gerçek, maaşlarımızın ay sonunu getirmeden erimesine sebep olan gerçek enflasyon, maalesef bu "traşlı" verilerin çok ötesinde seyrediyor.
İnsanımız geçinemiyor. Tüketici her gün temel ihtiyaç ürünlerine gelen zamlarla boğuşurken, kağıt üzerindeki istatistikler halkın giderek düşen gelir seviyesini ve yoksullaşmasını saklayamıyor. İlan edilen resmi verilere göre dahi gıda ve alkolsüz içeceklerdeki yıllık artış yüzde 27,62 olarak gösteriliyor. Buna ek olarak; konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlardaki yıllık fiyat artışının yüzde 39,99 olduğu ifade ediliyor. Sadece bu kalemler bile mutfaktaki ve hanedeki yangının ne boyutta olduğunun bir göstergesi; asgari ücretlinin ve emeklinin maaşı artık bu en temel harcamalara dahi yetmez hale geldi.
Mevcut faizci ve ranta dayalı kapitalist ekonomik model, zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapmaktan başka bir işe yaramamaktadır. İnsanımızın alın terini sömüren bu yapıdan kurtuluşun yolu, istatistiklerle oynamak veya rakamları törpülemek değil, ekonomik bir devrim yapmaktır.
Burada asıl eleştirilmesi gereken, bu "traşlı" verilerin arkasına sığınarak ekonomiyi yönettiğini zanneden hükümetin tutumudur. İktidar, ekonomideki yapısal sorunları çözmek yerine algıyı ve istatistikleri yönetmeyi tercih etmektedir. Enflasyon oranlarının kağıt üzerinde düşük gösterilmesi, sadece bir istatistik oyunu değil; aynı zamanda işçinin, memurun ve emeklinin maaş zamlarının da suni bir şekilde düşük tutulması anlamına gelmektedir. Hükümet, bu politikasıyla dar ve sabit gelirlinin cebinden alıp enflasyon canavarına teslim etmekte, rantiyeci ve faizci lobiyi daha da zengin etmektedir.
Hükümet yetkilileri yıllarca "faizci sisteme karşı olduklarını" ifade etseler de, gerçekte ranta, borca ve tüketime dayalı kapitalist sistemin çarklarını döndürmeye devam etmişlerdir. Üretimi ve istihdamı değil rantiyeyi kalkındıran bu ekonomi politikaları iflas etmiştir. Suçu sürekli olarak dış etkenlere veya zincir marketlere atarak sorumluluktan kaçmak, devlet ciddiyetiyle bağdaşmamaktadır. Mehmet Şimşek'in "ekonomi iyi gidiyor" mesajları vermesi halkın aklıyla alay etmektir. Mevcut hükümetin günübirlik, vergi arttırarak zam ve vergi yüküyle bu kriz aşılamaz.
Milli Görüş prensipleri ve "Adil Düzen" ideali, tam da bu noktada tek çıkar yoldur:
-
Üretim ve Ağır Sanayi: Borçlanarak veya tüketime dayalı ithalatla değil, yerli ve milli üretimle kalkınma sağlanmalıdır. Kaynaklar betona ve ranta değil, üretime, istihdama ve üreten fabrikalara aktarılmalıdır.
-
Faizsiz Ekonomik Model: Enflasyonun en büyük tetikleyicilerinden biri sömürü aracı olan faiz sistemidir. Faizin, maliyetleri artırıp doğrudan etiket fiyatlarına yansıdığı gerçeği idrak edilmeli; rantiye değil, üretici desteklenmelidir.
-
Adil Paylaşım: Gelir dağılımındaki adaletsizliğin bitmesi için işçinin, memurun ve emeklinin hakkı enflasyon canavarına ezdirmeyecek şekilde, masadaki kağıtlara göre değil halkın yaşadığı gerçek enflasyon oranına göre verilmelidir. Ülkenin zenginliği belli bir azınlığa değil, tabana adil bir şekilde yayılmalıdır.
Rakamları traşlayarak, istatistikleri eğip bükerek ekonomiyi düzeltemeyiz. Gerçeklerle yüzleşip, milletin refahını merkeze alan adil bir ekonomik düzene geçmek artık bir tercih değil, zorunluluktur. Aksi takdirde, milletimizin gelir seviyesi her geçen gün erimeye, mutfaklardaki yangın da büyümeye devam edecektir.
Hükümet artık gerçeklerle yüzleşmeli ve istatistik kurumunun rakamlarını törpüleyerek ekonominin düzelmeyeceğini idrak etmelidir. Aksi takdirde, halkın mutfağındaki yangın büyüyecek ve bu sürdürülemez ekonomik tablonun faturası çok daha ağır olacaktır.
Emir İhsan Kam
05.10.2026

