
Yaşanan hayal kırıklıkları, insan’ı umutsuzluğa, karamsarlığa ve mutsuzluğa sevkediyor.
Umutsuzluklar insanların gönlünde ilgisizlik oluşturarak onu bir boşluğa doğru sürükler.
Çıkış yolu bulmakta zorlanan (manevi dinamikleri zayıf olan) insanlar, sadece içlerindeki boşluğu büyütürler.
İnsan’ın içindeki boşluk ne kadar büyükse, o boşluğu doldurma çabası da insanı o denli yorar ve daha büyük umutsuzluklara sürükler.
Umutsuzluk, beklenti ve aşırı istekler bu çağın en büyük sorunudur.
İnsanların isteklerinin artması, sevdikleri ve inandıkları kimselerin beklentilerini boşa çıkarması o boşluğun daha fazla büyümesine katkı sağlar.
Çünkü insan’ın Allah’tan başka umut bağladığı, sevdiği, inandığı, güvendiği hiç kimse, hiç bir şey o boşluğu dolduramıyor.
Bu nedenle insan’ın hayal kırıklıkları çoğaldıkça, içindeki boşluk (huzursuzluk) büyüyor.
Çünkü insan, umudun sahibini arayamıyor.
Oysa bireyin içindeki boşluğu dolduracak, yaşama gayesini idrak ve sevince dönüştürecek, umudu artıracak olan bir nefes kadar yakındır insana.
Ancak insan,isteklerinin peşinden koştukça, hayatın sahibi ve (kendisine bir nefes kadar yakın) olan Allah’tan uzaklaştı.
İnsan rızkı verene değil, sebep olana (insana)değer verdi.
Böylece İnsan, yaratıcısı olan Allah ile mesafesini uzaklaştırdı.
Uzaklık mesafesi arttıkça, içindeki boşluk ve umutsuzluk katlanarak artıyor.
İnsan için bu labirentten kurtulmanın yolu, dünyaya ait olan değer verdikleri ve uğruna ömrünü heba ettiği şeylerin sayısını azaltmaktır.
İstekleri azaldıkça, huzur ve mutluğu çoğalan, istekleri çoğaldıkça huzur ve mutluluğa hasret kalan her insan, hem dünya malından, hemde diğer insanlardan beklentisini azaltmalı ve Allah’a olan yakınlığını artırmanın yollarını aramalıdır.
Çünkü İnsan’ı en çok beklentiler yorar.
İnsanların beklentileri, hayal kırıklıkları, umutsuzlukları ile bu kadar yorgunluğa düçar ettiği bir akıl ve beden ile Allah’a yakınlaşması imkansız hale gelir.
Çünkü sürekli artan istekleri ve o istekleri karşılamak için oluşan yorgunlukları onu düşünmekten ve akletmekten alıkoyar.
Bir insan, Allah’a yaklaşamadan da, içindeki boşluğu dolduramaz, yaşadığı huzursuzluğu gideremez.
Ruh'un gıdası yaratıcısını anlamak ve anmaktır.
Başka türlü ruh'u mutmain etmek mümkün görünmüyor.


